1 Haziran 2010 Salı
Bülbülleri har ağlatır
Desen ki nedir bu harın bülbülle nizâsı, nedir bu her bahar canlanan kan davası, bil ki derde devâdır, hekimler bilmez, hakîmler bilir. Hasret bir hastalıktır, gönle ârız olur. Sebebi sevdâdandır. Kafesin havası, suyu bülbüle yaramaz, ondan olur. Dayanması müşkil illettir. Devâsı sevdâyı ifrâğ etmektir. Hastayı ağlatmak gerekir. Bahar gelip gül açılınca, dikeninden yakı yapılır, hastanın bağrına yakılır. Bildin ki “bülbülleri har ağlatır” bir reçetedir, ne Bokrat ve Câlinûs ne Ebu Ali İbn Sina bilir bunu. Yârinden ayrı düşmüş âşıklar bilir bunu. Felek altın bir kafestir, döner durur. Eller menevişlenen renklerine hayran oladursun, biz biliriz, kafes kafestir. Eller aldanadursun, biz biliriz: yârin olmadığı yer mahbestir. Gül mevsimi olur, eller karnaval yapar, biz ağlarız. Kimseler bizim gibi güzel ağlayamaz...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder